Adli Yardım Nedir?

Av.Cem BORA ÇETİN

Adli yardım, bireylerin hak arama özgürlüklerinin önündeki engelleri aşmak ve bu özgürlüğün kullanımındaki eşitliği sağlamak üzere, hukuki korunma ihtiyacı olup da, bu ihtiyacını gidermek için gerekli ekonomik olanağı bulunmayanlara sosyal hukuk devleti ilkesi gereğince mali (örneğin yargılama giderleri) ve hukuki desteğin sağlanmasına yönelik düzenlenen müessesedir.

Tanımdan da anlaşılacağı gibi adli yardımadil yargılanma hakkının güvencesi olup, hak arama özgürlüğünde eşitlik yaratmayı amaçlamaktadır. Anayasamızda tanımlanan sosyal devlet ve hukuk devleti ilkelerinin gereği olarak devlet, hak arama özgürlüğünün kullanımında eşitliği sağlamak üzere gerekli mekanizmaları oluşturmak zorundadır. İşte adli yardım da, bu ilkeleri yaşama geçirmek amacıyla oluşturulmuş bir mekanizmadır. Anayasada düzenlenen hak arama özgürlüğünün kullanılabilmesi ve adil yargılama hakkının unsurlarından olan taraflar arasında silahların eşitliği ilkesinin hayata geçirilebilmesi için, gerekli yargılama giderlerini hiç veya sıkıntıya düşmeksizin ödeyemeyecek durumda bulunan kişilere, her türlü mali ve hukuki korunma taleplerinde kolaylık sağlanması, sosyal hukuk devleti ilkesinin gereklerindendir. Bu gereğin yerine getirilebilmesi ise adli yardım ile mümkün olacaktır.

 

 

Hukuk Muhakemeleri Kanunu Açısından Adli Yardım

 

Adli yardım6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 7 Kısım 2. Bölümde düzenlenmiştir. Adli yardım ile fakir olmaları sebebiyle davanın gerektirdiği yargılama giderlerini karşılayamayacak durumda olan kişilerin, bu giderlerden geçici olarak muaf tutulması sağlanmaktadır. kimlerin adli yardımdan yararlanabileceği 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 334. maddede düzenlenmiştir. Buna göre; Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler. Bununla birlikte kamuya yararlı dernek ve vakıflar, iddia ve savunmalarında haklı göründükleri ve mali açıdan zor duruma düşmeden gerekli giderleri kısmen veya tamamen ödeyemeyecek durumda oldukları takdirde adli yardımdan yararlanabilirler.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 335. maddesine göre adli yardımdan faydalanan kişiler, yapılacak tüm yargılama ve takip giderleri ile gösterilecek teminattan geçici olarak muaf tutulurlar. Tüm bu giderler Devlet tarafından avans olarak ödenir. Adli yardım, dava ya da takip sonuçlanıp karar kesinleşinceye değin devam eder.

Mahkemece adli yardım talebinin kabulüne karar verildiğinde, başvuru sahibi, mahkeme tarafından, yargılama giderlerinin bir ya da bir kaçından ya da tümünden geçici olarak muaf tutulabilmektedir. Ancak, mahkemelerce ödenek yetersizliği gerekçesiyle harçlardan bağışıklık dışında, tanık, bilirkişi giderleri vs. giderlerden bağışıklık çok sınırlı olarak sağlanmaktadır. Bu noktada yasanın “geçici muaf” tutmasını şu şekilde açıklayabiliriz: Yargılama giderlerini ödeyen tarafın davada haklı çıkması durumunda, yapılan masrafların haksız çıkan tarafa yükletilmesi esastır. Bu esas doğrultusunda, dava sonuçlandığında, haksız çıkan taraf, adli yardım kararı nedeniyle alınmayan tüm giderleri ödemeye mahkum edilecektir. Dolayısıyla, adli yardımdan yararlanan kişi, dava lehine sonuçlandığında, herhangi bir yargılama giderini ödemekle yükümlü olmayacaktır. Ancak, dava aleyhine sonuçlanırsa, hazineden karşılanan tüm masrafları ödemek zorunda kalacaktır. Çünkü, adli yardımdan yararlanan kişi, maddi olanaklarının olmaması yanında, aynı zamanda haklı da olmalıdır.

 

 

Avukatlık Kanunu Açısından Adli Yardım

 

1136 sayılı Avukatlık Kanunu 176-181. maddeleri arasında düzenlenen adli yardım hükümleri ile, fakir olmaları sebebiyle avukatlık ücretini karşılama olanağı olmayan kişilerin ücretsiz avukatlık hizmetlerinden yararlanmaları sağlanmaktadır. Adli yardımdan faydalanarak ücretsiz avukat desteği almak isteyen kişi baroların adli yardım bürolarına başvurmaktır. Barolar, kişilerin gerekli belge ve bilgiler ile yaptıkları adli yardım başvuruları üzerine adli yardım taleplerini kabul ederek avukat görevlendirmesi yapabilmektedir. Bu konudaki takdir hakkı barolara tanınmış olup avukat atamalarının tamamına yakını bu şekilde yapılmaktadır. Baroların adli yardım kararı ile sadece avukat atanması yapabilir. Kendisine avukat atanan kişi mahkeme masraflarını da ödeyemeyecek durumda ise bunun için yukarıda açıklandığı gibi, mahkemeden de ayrıca adli yardım talebinde bulunulması gerekmektedir.

 

 

Adli Yardım Talebi

 

Adli yardım talebi sonrası adli yardıma ilişkin kararı mutlaka mahkeme tarafından verilmelidir. Davalarda, çekişmesiz yargı işlerinde ve geçici hukuki korumalarda, görevli ve yetkili mahkeme, asıl dava veya işin karara bağlanacağı mahkemedir. İcra ve iflas takiplerinde ise takibin yapılacağı yerdeki icra mahkemesi görevli kılınmıştır. Birinci fıkradaki düzenleme ile sadece icra takiplerinde değil, iflas takiplerinde de adli yardımdan yararlanılabileceği hususu açıklığa kavuşturulmuştur. Ancak iflas kararından sonra, müflisin adli yardım talebinde bulunması mümkün değildir.

Adli yardım talebinde bulunan kişilerin, haklılık koşulunu ispata yarayacak biçimde, asıl dava veya işle ilgili özet bir bilgi ile birlikte dayanacağı delillerin neler olduğunu ve yoksulluk koşulunun varlığını ispata yarayacak, malî durumuna ilişkin belgeleri de talebiyle birlikte mahkemeye sunması gereği vurgulanmıştır. 1086 sayılı Kanun da yer alan ve günümüzde yeterli bir ispat aracı olma özelliğini yitirmiş olan, belediye veya ihtiyar heyetlerince verilecek fakirlik belgesinin (şahadetnamesi) sunulması zorunluluğu kaldırılmıştır. Malî durumun ispatı bakımından hâkimde kanaat uyandırmaya elverişli her tür belge delil olarak kullanılabilir.

Daha önce doktrinde tartışmaya sebep olan ve Yargıtay uygulamasında kabul edilmeyen, kanun yollarında adli yardımdan yararlanabilme imkanı açıkça kabul edilmiştir. İstinaf ve temyiz harçlarının hiç de azımsanamayacak meblağlara ulaşabilmesi mümkün olduğundan ve kanun yollarındaki yargılamanın da asıl dava veya işin doğal bir uzantısı olması sebebiyle, bu aşamalarda adli yardımın kabul edilmesi, hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının gerçekleştirilebilmesi bakımından önem taşımaktadır.

 

 

Adli Yardım Talebinin İncelenmesi

 

Mahkemenin, adli yardım talebi hakkında duruşma yapmadan yahut asıl dava veya takipteki karşı tarafı dinleyerek de karar verebileceği hususu hüküm altına alınmıştır.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 337. maddesi uyarınca adli yardım talebinin reddine ilişkin kararlara karşı, tebliğinden itibaren bir hafta içinde kararı veren mahkemeye dilekçe vermek suretiyle itiraz edilebilir. Kararına itiraz edilen mahkeme, itirazı incelemesi için dosyayı o yerde adli yardım talebi yapılan hukuk mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde adli yardım talebi yapılan hukuk mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde ise aynı işlere bakmakla görevli en yakın mahkemeye gönderir. İtiraz incelemesi neticesinde verilen karar kesindir. Adli yardım talebi reddedilirse, ödeme gücünde sonradan gerçekleşen ciddi bir azalmaya dayanılarak tekrar talepte bulunulabilir.

Adli yardım kararı, kişiye, yapılacak olan yargılama giderlerinden geçici muafiyet ve yapılacak olan bazı masraflar için avans verilmesini kapsadığından, dava veya takibin devamı sırasında verilen adli yardım kararlarının geriye yürümeyeceği ve daha önce yapılmış bulunan giderlerin geri ödenmesinin söz konusu olmayacağı açıktır.

 

 

Adli Yardımdan Faydalanabilme Koşulları

 

Adli yardımdan yararlanabilme koşulları, yoksulluk ve haklılıktır. Adli yardımdan faydalanma şartlarından yoksulluk, tamamen fakr-u zaruret içinde bulunmak şeklinde anlaşılmamalıdır. Kendisi ve ailesinin normal geçimini sağlayacak kadar mal ve haklara veya gelire sahip olan bir kişinin, açmak zorunda kaldığı bir dava veya kendisine karşı açılan bir dava sebebiyle yapmak zorunda kalacağı harcamaları, kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zora düşürmeksizin karşılama gücünden yoksun olan kişilerin de adli yardımdan yararlanmaları icap eder. Haklılık koşulunun varlığı konusunda ise yaklaşık ispat ölçüsünde hâkimde bir kanaatin oluşması gerekir. Talepte bulunan kişinin baştan açıkça haksız görülmüyor olması da, adli yardımın koşulu olan haklılığın ispatı için yeterli sayılabilir.

Bazen dava açılmadan önce talep edilmesi gereken ihtiyatî haciz ve ihtiyatî tedbir gibi geçici hukukî korumalarda özellikle teminatların oldukça yüksek meblağlara ulaşabileceği göz önüne alındığında, bu teminatı ve diğer yargılama giderlerini ödemek zorunda kalacak olan kişilere, haklı oldukları yolunda hâkimde kanaat uyandırmaları hâlinde, adli yardım sayesinde, tüm giderlerden geçici olarak muafiyet tanınması, etkin bir hukukî korumanın gerçekleşmesine önemli ölçüde hizmet edecektir.

 

 

Adli Yardımdan Kimler Faydalanabilir?

 

Gerçek kişiler için öngörülen adli yardımdan, istisnai olarak, kamuya yararlı dernek ve vakıfların da yararlanabilmeleri düzenlenmiştir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 334. madde ile gerçek kişilerden başka kamuya yararlı dernek ve vakıflar, iddia ve savunmalarında haklı göründükleri ve mali açıdan zor duruma düşmeden gerekli giderleri kısmen veya tamamen ödeyemeyecek durumda oldukları takdirde adli yardımdan yararlanabilirler. Kamuya yararlı dernek ve vakıfların faaliyetleri sırasında taraf olmak zorunda kalacakları dava ve işler sebebiyle yapacakları harcamaları karşılayacak yeterli mali kaynaklarının bulunmaması durumunda, gerçekleştirebilecekleri kamuya yararlı faaliyetlerin de tehlikeye girmesi söz konusu olabileceğinden, bu tür tüzel kişilerin de adli yardımdan yararlanmaları uygun bulunmuştur.

Yabancıların adli yardımdan yararlanabilmeleri için ise yoksulluk ve haklılık koşulları yanında, karşılıklılık koşulunun da bulunması gerekir. Türkiye’de adli yardım talebinde bulunan yabancının, vatandaşı olduğu ülkede, Türk vatandaşlarının da adli yardımdan yararlanabildiklerinin ispatında, iki veya çok taraflı uluslararası antlaşmalar ve ilgili ülkenin kanunlarından yararlanılabileceği gibi, fiili uygulamaların ispatı da yeterli olacaktır.